Hava Durumu
An error occured during parsing XML data. Please try again.
Dosyalar
    Videolarımız

    This page require Adobe Flash 9.0 (or higher) plug in.

    Sosyal Ağ
    All Video Share Player
    All Video Share Gallery
    All Video Share Search
    Anasayfa
    Turkish Afrikaans Albanian Arabic Armenian Azerbaijani Basque Belarusian Bulgarian Catalan Chinese (Simplified) Chinese (Traditional) Croatian Czech Danish Dutch English Estonian Filipino Finnish French Galician Georgian German Greek Haitian Creole Hebrew Hindi Hungarian Icelandic Indonesian Irish Italian Japanese Korean Latvian Lithuanian Macedonian Malay Maltese Norwegian Persian Polish Portuguese Romanian Russian Serbian Slovak Slovenian Spanish Swahili Swedish Thai Ukrainian Urdu Vietnamese Welsh Yiddish

    KUZEY EVLERİ

    Manşet Haber4

    NEMRUT'DA GÜN BATIMI

    Manşet Haber1

    SERENÇELİK MALİKANESİ

    Manşet Haber2

    ALİ ASLAN

    UNUTMAYACAĞIZ

    • KUZEY EVLERİ

    • BEYAZ KEÇİ VE ÜÇ YAVRUSU

    • NEMRUT'DA GÜN BATIMI

    • SERENÇELİK MALİKANESİ

    • ALİ ASLAN

    PostHeaderIcon MALATYA DOĞANŞEHİR KOÇDERE KÖYÜ

    PostHeaderIconMUSA MUTLU VE EŞİ AYŞE MUTLU

     

    MUSIK Ê ELİ

    Musık ê Eli’nin babası Eli’nin iki eşi vardır. Musık ê Eli’nin üç kardeşi vardır. Musık

    ve Husık’ın annesi Zenav, Kel İmam’ın annesi ise Meyrem’dir. Meyrem’in çok

    güzel bir kadın olduğu söylenmektedir. Daha sonra Husık ê Kele ile evlenmiştir.

    Husıke Kele ile evlendikten sonra kaza kurşunu ile yaralanmış ve Zeydan’da bir

    lokman hekime götürülmüştür. Ancak rivayete göre lokman hekimin önce

    Meeryem’i iyileştirdiği daha sonra ise Meryem ile evlenmek istediği, Meryem’in bu

    isteği kabul etmemesi üzerine de Meryem’i zehirleyerek öldürdüğü söylenmektedir.

    Musık ê Eli Use Mırcıke’nin kızı Afe ile evlenir. Köyde öğle saatlerinde her ailenin

    hayvanlarını yatırdığı sağım yapılan bir sulak (delav) vardır. Musıke Eli’nin ailesi ile

    Küçük Siyamed ailesi arasında sulak kavgası çıkar ve Musıke Eli ailesi köy cemaati

    kararı ile Gözene köyüne sürgüne gönderilir. Bu birinci sürgündür.

    Bu esnada kavgalı olan Küçük Siyamed ailesinden Seydık, Kandari Haske ve Bexıke

    Use ile Şehire giderler. Köye dönerlerken Zeydan’ın üst tarafı Uzun Çeşme

    (kandırej)bölgesine geldiklerinde orada bulunan Malyanlı iki kardeş Seydık’ı

    kafileden ayırıp götürürler Kandari Haske ve Bexke Use yi tehdit ederler ve kimseye

    söylememelerini tembihlerler. Akşam köye geldiklerinde Seydık’ın annesi oğlunu

    sorar Kandari Haske seydık’ın gelin Alıfa Sılıke’nin nişanı için aldığı altını sarrafta

    unuttuğunu ve onun için geri şehire döndüğünü söyler. Üç gün içinde dönmeyen

    Seydık’ın İzinden giden akrabaları Sıydık’In Kandırejde boğularak öldürüldüğünü

    görürler. Cenaze köye getirilip defin edilir.

    Defin esnasında Musık ve Kel İmam da tesadüfen köye gelmişlerdir. Ancak aradaki

    husumet nedeni ile cenazeye katılmazlar. Bunun üzerine cenazeye katılmadıklarına

    göre bunlar öldürmüşlerdir düşüncesi hasıl olunur ve şikayet edilir. Olay zamanı

    orada olmayan Sımo ve Aşıka Use de yalancı sahitlik yaparlar ve Musık ê Eli

    tutuklanarak hapse atılır. O hapiste iken iki çocuğu ve karısı Gözene’de ölürler ve

    orada defin edilirler.

    Daha sonra Sımo’nun kız kardeşi Aley Sımo’ya neden yalancı şahitlik ve iftira

    attığını sormuş oda iftirayı kabul etmiştir. Aşıka Use’de oğlu Husine Aşıke ile

    Çelikhan’a mahkemeye gitmiştir. Mahkeme başkanı küçük bir çocuk olan Husine

    sen ne gördün anlatır mısın dediğinde Husin annesine dönüp ne diyeyim diye sorunca

    olayın düzmece olduğu ortaya çıkmış ve Musık e Eli serbest bırakılmıştır.

    Cinayeti işleyen H.Q daha sonra İ.B’yi öldürmüş ve hapse atılmıştır. Pira Zalx’ın

    anlatımından günümüze gelen söylentiye göre H.Q hapiste iken Tecde’de oturan Pira

    Zalx (İ.B’nin ablası) komşusu olan gardiyandan aldığı habere göre H.Q zehirlenerek

    ölmüştür. Söylentiye göre Seydık’ın babası Sılık daha sonraları hapiste olan H. Q’yi

    ziyaret etmiş ve oğlunun katilinin kendisi olup olmadığını sormuş oda hapisten

    çıkarsam sana bir söz söylerim demiş ancak hapiste öldüğü için sözünü

    söyleyememiştir.

    Cinayetin esas nedenin ise Fata Alsore olduğu düşünülmektedir. Seydık’ın karısı

    günümüzde bilinen adı ile küçük Siyamedin annesi Fata Alsoredir. Fata Alsore

    Abdulharap’lıdır. Fata Alsore’ yi Büyük Seydi oğluna istemiş ancak vermemişlerdir.

    Ancak aradan bir süre geçtikten sonra Fata Alsore Büyük Seydinin Amcasının oğlu

    Küçük Siyamed’in babası Seydık ile evlendirilmiştir. Ancak bu durum Mala Seydi

    ailesi içinde husumete neden olur. Alsor’un Sılıka bakması için emanet ettiği katır

    arpa bostanına girdi bahanesi ile kavga çıkar. Bunun üzerine Seydık’ın babası Sılık

    evini bir süre Malyana taşır. Bu esnada Fata Alsore ile H.Q arasında gönül ilişkisi

    başlamıştır. H.Q’nin kadınla evlenmek için cinayeti işlemiştir. Fata Alsore cinayetten

    sonra çocuğunu doğurmuş, çocuğu aileye bırakarak H.Q ile evlenmiştir. Cinayetin

    tanığı Bexke Use kısa süre içinde askere gitmiş ve askerde iken Diyarbakırda

    ölmüştür. Cenazesi gelmemiş sadece künyesi gönderilmiştir. Bu ölümde köyde

    infiale neden olmuştur. Kandare Haske ise abisi Hasano öldükten sonra Hasano’nun

    karısı ile evlenmiş çocuğu olmadığı için Üve Qedinin Kızı Xane ile evlenmiştir.

    Cinayeti ömrünün son dönemlerine kadar anlatmamıştır. Ömrünün son yılında

    Küçük Siyamed’le görüşüp cinayeti anlatmak istediği ancak Küçük Siyamed’in

    görüşmeyi kabul etmediği aile fertlerinin de buna sıcak bakmadığı söylenmektedir.

    Musık’ın kardeşi Husık ise kör cesareti ile anılmaktadır. Osmanlı devletinin son

    dönemidir. Devlet otoritesi zayıflamış Asıpınar, Kurnos yöresine eşkıyalar

    yerleşmiştir. Husık eşkıya Bumo’nun katırını çalıp satmıştır. Bu olay üzerine Bumo

    Husık’ı Hanpınarda öldürmüştür. Musık ve Kel İmam’da Bumo’ya pusu kurup

    öldürmeyi planlamışlardır. Musık bir tekli kırma tüfekle Kel İmam da beşli mavzerle

    pusuya yatarlar. Anlaşmaya göre önce kel İmam ateş edecek sonrada Musık ateş

    edecektir. Dar bir boğazda pusu kurmuşlardır. Eşkıya kafilesi geçerken eşkıyalar ata

    binmiş elleri tetikte Bumo ise kafilenin arkasında ata ters binmiş geriyi

    gözlemektedir. Bu esnada Kel İmam Korkmuş ve ateş edememiştir. Kel İmam ateş

    etmediği için Musık da ateş etmemiştir. Daha sonra da tüfeğin tutukluk yaptığını

    söylemiştir.

    Musıke Eli hapisten çıktıktan sonra Eşa Use ile evlendirilmiştir. Eşa Use Gözenede

    ölen karısı Afık a Use’nin kız kardeşidir. Mizaç olarak Musıke Eli çevresinde

    sakinliği ile bilinen bir kişiliktir. Tarafsız olmayı tercih ettiğinden bazı kişilerin

    tepkisini çekmiştir.

    Musıke Eli’nin ikinci sürgünü ise oğlunun evli bir kadını kaçırması sonucu olmuştur.

    Olay üzerine köyde çatışma çıkmıştır. Bu çatışma esnasında oğlu Abuzer ile kızı

    Besey Mamkaro’nun evinde saklanmış birkaç gün aradan sonra Malyana

    kaçmışlardır. Daha sonra Malyanlı ileri gelenler köy meclisi toplamış ve alınan karar

    üzerine kadının ailesine başlık kadının kocasına da kızı Bese berdel olarak verilmiş

    ve bu defa sürgün Malyana olmuştur. Bu sürgün bir yıla yakın sürmüştür. Daha sonra

    Mamke Ale’nin isteği üzerine bizzat kendisi Malyana giderek Musek’e Eli ve ailesini

    Kulana getirmiştir.

    Musık e Eli soyadı yasası ile diğer amcazadeler ile Mutlu soyadını almıştır. O dönem

    aslere gidenlerin askerde ölmesi, Ale Seydinin askere almaya gelen jandarma

    tarafından vurulması sonrasında askere gitmemek için ölü gösterilmiştir. Bu nedenle

    de ilk iki çocuğunun soyadı Mutlu, sonraki üç çocuğu dayılarının üzerine kayıtlı olup

    soy isimleri Taştandır. En küçük kızı ise kimliksiz olup son yıllarda kimlik belgesi

    alabilmiştir.

    Musık’e Elinin bir diğer özelliği de kardeşi Husık Bumo tarafından öldürüldükten

    sonra ömür boyu yas amaçlı sakal uzatmıştır. Köyde yas amaçlı Husıke (Kuskın)

    Seydi de kardeşi Ale Seydi askerden kaçarken askerler tarafından öldürüldükten

    sonra yas amaçlı sakal uzatmıştır. Musıke Eli ve Husıke Seydiden sonra böyle bir

    geleneğe rastlanmamıştır.

    NOT: Anlatılan olaylar rivayete dayanmaktadır. Anlatımlardan derlenmiştir.

    Olaylar dönemin olguları üzerine kurgulanmıştır. Olayın kahramanlarının hiçbirisi

    hayatta değildir. Esas anlatılmak istenen birilerini töhmet altında bırakmak değil

    Musık ê Eli’nin yaşadığı talihsizlik ve dramlardır. Eşkıya Bumo hikayesi ayrıca

    anlatılacaktır.

    EDİTÖR

     

     

    Son Güncelleme (Pazartesi, 08 Şubat 2016 17:35)

     

    PostHeaderIconKUNDAKLAMA

    Koçdere tarihinde ilk kez utanç verici bir olay yaşanmıştır. Köylülerimizin yaz aylarında kullandıkları ve

    kış aylarında kimsenin oturmadığı evlerden dördü 25 kasım 2015 tarihinde kundaklanarak yakılmıştır.

    Evleri yakılan kişilerin hiç bir kimse ile bir husumetlerinin bulunmaması çok düşündürücüdür.

    Köy tarihinde Koçderelilerin ne kendi içlerinde nede çevre köylerle hiç bir husumetleri de olmamıştır.

    Son Güncelleme (Pazartesi, 30 Kasım 2015 23:29)

     

    PostHeaderIconMEHMET ARIN

    MEHMET ARIN

    Aslen Musukan'lıdır (Usivan). Huse Terxwe'nin oğludur.

    Musukan'dan Çığlık köyüne taşınmışlardır. Belli bir

    süre çığlıkta kaldıktan sonra Malatya merkeze taşınmışlardır.

    Annesi Fate Koçdere Kulanlıdır. Sımo ve Mamkaro'nun

    kız kardeşidir.Malatya Devlet hastanesinde hasta bakıcı

    olarak çalışıp emekli olmuştur. Hastanede çalıştığı süre

    içerisinde de Koçderelilerden yardımı hiç bir zaman

    esirgememiştir.Koçdere köyündeki akrabaları ile hiç bir

    zaman bağlarını koparmamıştır.

    1991 yılında Koçdere köyünde meydana gelen

    trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.


    Son Güncelleme (Pazar, 25 Ekim 2015 17:59)

     

    PostHeaderIconANKARA

     

    ANKARA'DA BARIŞ ŞİARI İLE BULUŞAN CANLARA

    YÖNELİK KATLİAMDA YAŞAMINI KAYBEDEN

    TÜM BARIŞ VE DEMOKRASİ ŞEHİTLERİNE RAHMET DİLİYORUZ.

    Son Güncelleme (Pazar, 29 Kasım 2015 11:54)

     

    PostHeaderIconSİYAMED DOĞAN

     

    PostHeaderIconKOÇDERE YOL ERKAN ÜRYAN HIZIR OCAĞI

    KOÇDERE –YOL ERKAN VE ÜRYAN HIZIR OCAĞI

    Haziran 2015 İbrahim SERENÇELİK

    Bu yazıyı kaleme almamın temel nedeni Koçdere köyü facebook sayfasında Üryan Hızır Ocağı dedelerinden

    Yusuf Sucu Dedeye ait bir fotoğrafın paylaşılması üzerine geçmişi yad etmek ve birazda dilimizden döküldüğü

    kadarı ile Alevilik ve bağlı bulunulan ocak hakkında bilgi sunmaktır.

    Öncelikle Üryan Hızır efsanesi ile başlamak doğru olacaktır.  Sultan Hıdır Ziyareti, Dersim Pertek-Hozat yolu

    kenarında bir sırtın üzerinde bulunan Dorutay (Zewe) Köyü'ndedir. Bu köyde Üryan Hızır'ın (Sultan Hıdır'ın )

    ziyareti bulunur. Bu ocağın Adıyaman, Malatya, Çorum, Sivas, Kahramanmaraş ve Erzurum’da da talipleri

    bulunmaktadır. Ayrıca Suriye’nin Afrin kentinde de talipleri bulunur Hubyar Dedeleri  (Tokat Hubyar Sultan)

    mürşit ocaklarının Üryan Hızır olduğunu söylerler.

    Rivayetlere dayalı olarak anlatılan ocak hikayesi nin ilk tarihsel süreci Sultan Alaeddin Keykubat dönemine

    rastlamaktadır. Keykubat’ın yaşamı  ( 1192 - 1237) yılları arasındadır. Rivayetin gerçek olma olasılığı ise

    o dönemde kesin güzergah bilinmemekle birlikte (tarihçiler bunu daha iyi açıklayabilir) Alaeddin Keykubat’ın,

    1226-1228 tarihleri arasında Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar’ı  Anadolu Selçuklu devletine katması  ve

    sonrasında  son Harzemşah Sultanı Celaleddin Mengüberti 1230’daki Yassı Çemen Savaşı’nda yenilgiye

    uğratarak Erzurum’u ele geçirmesidir(1). Resmi tarihin belirtilen coğrafyadaki şekillenmesi böyle iken esas

    üzerinde duracağımız rivayet Sultan Hıdır’a ait olandır.

    Belirtilen dönemde Sultan Alâeddin ordusu ile birlikte buraların denetimini yaparken akşam olur ve Zewe köyü

    yakınlarındaki Sultan gölü mevkiinde geceyi geçirmeye karar verir. Çadırlar kurullur, yerleşme başlar. O sırada

    Sultan Alâeddin'in yanına gelen gözcülerden biri; "Sultanım şu ileride çadıra benzer bir şey ve içinde bir ışık

    hüzmesi var " der. Sultan Alâeddin de; gidin bakın bakalım, kim varsa gelip bana bilgi verin der. İki tane atlı

    asker bu çadırın yanına gönderilir. Askerler gelip bakarlar ki, bir eski çadır ve bu çadırın içinde yaşlı bir zattan

    başka kimse yok. Askerler sorarlar: "İhtiyar kimsin sen? burada ne işin var? İhtiyar: Gördüğünüz gibi bir ben-i

    Ademim, adım Sultan Hıdır'dır der. Bir toprak güvecim, bir seccadem ve bir de atıma yedirmek için bir miktar

    arpam var. Askerler:-Biz Sultan Alâeddin'in askerleriyiz, seni sultanımıza götürmek istiyoruz, deyince bu defa

    ihtiyar; buralara kadar zahmet edip gelen sultanınıza söyleyiniz buyursun, misafirim olsun. Fakirhanemize şeref

    versin. -İyi ama gelecek olan koca bir sultan. Yanında bir hayli vezir, vezirâzam ve kumandaları var. Bunları

    oturtmak için halın bile yok. Hem kaldı ki koca ordu gelince, ekmek ister, aş ister. Bunları nasıl ağırlarsın?

    İyisi mi, biz seni oraya huzura götürelim. İhtiyar:-Tanrı misafiri umduğunu değil, bulduğunu yer. Yüce Allah'ın

    izni ile mahçup olmayız. Buyursunlar gelsinler!" diye cevap verir. Askerler geri döner, durumu Sultan Alâeddin

    Keykubat'a anlatırlar. Alâeddin Keykubat'da bu ihtiyari merak eder ve ertesi gün ihtiyarı ziyaret eder. Çadıra gelir

    gelmez ihtiyar nezaketle sultanı selamlar ve altına seccadesini serer. Her gelen bu seccadeye oturur, fakat

    seccadenin bir kenarı daima boş kalır. Sultan Alâeddin hayretler içinde kalır ve hayretini gizleyemez, durumu

    öğrenmek için seccadeye oturan vezir, kumandan ve askerlerine bir komutla "Ayağa kalk" der. Herkes ayağa

    kalkar. Sultan bakar ki, yerde küçücük bir seccade var. "Otur" diye emir verir. Bakar ki herkes seccadenin

    üzerinde oturmuş. Hayretler içinde kalırsa da sesini çıkarmaz. Biraz sonra yaşlı adam topraktan yapılmış

    güveci, içerisinde bir miktar aş ile Sultan Alâeddin'in önüne bırakır. Sultan: "-Baba erenler, bunu hangimiz

    yiyeceğiz?" İhtiyarda; "Sultanım Besmele ile başlayın yemeye, inşallah hepinize yetecek kadar vardır." diye

    cevap verir. Sultan Alâeddin ve yanındakiler başlarlar yemeye, küçük güvecin içerisindeki yemek bütün

    askerler tarafından yenilir. Herkesin karnı doyar. Fakat yemek bir türlü bitmez. Sonra direkte asılı bulunan

    dağarcığ'ın (kuzu ve oğlak derisinin tabaklanmış, kurutulmuş ismi) içindeki arpadan, atlara arpa dağıtmaya

    başlar. Bütün atlara arpa verildiği halde dağarcıktaki arpanın hala bitmediği görülür. Sultan Alâeddin bu zatın

    ermiş ve keramet sahibi bir zat olduğunu anlar ve ona: "Sen burada yalnız başına, yaşlı bir ihtiyar olarak zor

    yaşarsın. Ben sana askerlerimin içerisinden akıllı, dürüst, itaatkâr birkaç asker vereceğim. Bunlar ölünceye

    kadar senin emrinde ve hizmetinde olacaklar." der . 3 veya 5 askeri ve o bölgeyi vakıf olarak kendisine

    bırakarak, vedalaşıp ayrılırlar. Rivayet olunur ki, Sultan Alâeddin'in bıraktığı 3 askerin isimleri Resul,

    Munzur ve Delil'dir. Bunlar yaşlı Sultan Hıdır ölünceye kadar, ona hürmet ve itaatte kusur etmezler. Sultan

    Hıdır öldüğü zaman Zewe köyünün güneyinde ve köyün alt tarafında, fakirlik denen mevkiye defnedilir.

    Ancak burası köylüler tarafından temiz tutulmaz. Gübre dökülür, ahır olarak kullanılır. Bir süre sonra bir

    cuma gecesinin sabahında, bir de bakarlar ki oradaki mezar, köyün ortasında bulunan yüksek tepenin

    üzerine gelmiş, ve buradaki ulu ağacın altını mekan tutmuştur. Sonradan üzerine Selçuklu Sultanı tarafından

    bugünkü türbesi yapılmıştır(2).

    Sultan Hıdır’ın rivayetinden gününüze doğru geldiğimizde yazılı olmaması nedeni ile sözlü olarak anlatılan

    tarihe göre günümüzde Adıyaman Çelikhan ilçesinin Bulam Kasabasında bulunan Üryan Hızır Ocağının kökeni de

    Dersimde Bulunan ve başlangıçta belirtildiği üzere Sultan Hıdır’ dan geldiği üzeredir.  Ancak yukarıda belirtildiği

    üzere 1200 lü yıllar ile 1800 yılları arasında bilinmeyen çok uzun bir süre bulunmaktadır. Bu bilinmeyen süreç ile

    ilgili olarak da iki sav ileri sürülmektedir. Birincisi Dersim’de bulunan ocakların Adıyaman’dan Dersime göç

    ettikleridir. Bu sava göre Horasan’dan orta Anadolu’ya oradan Adıyaman’a oradan da Dersim bölgesine

    gidildiği şeklindedir. İkinci sav ise Alevi Ocaklarının (pirlerinin) Dersim bölgesinden Adıyaman’a göç etmeleridir.

    Bu tezler tartışılırken bir başka gerçek var ki oda ocakların mensup oldukları ya da taliplerinin mensubu oldukları

    aşiretlerdir. Örneğin Üryan Hızır Ocağı Pirleri ve talipleri Reşi (Rışvan) aşiretine mensup olmaları ve bu aşiretin

    Dersim Aşiretleri ile bir akrabalığının bulunmaması başka bir çelişki olarak ortada durmaktadır. Yine Rışvan

    aşiretinin tarihsel geçmişine baktığımızda güney kökenli olması yani Mezdinan bölgesinden Abbasiler

    tarafından kuzeye sürülmesi, bir aşiretler konfederasyonundan oluşması ve aşiretin Adıyaman ve Malatya

    bölgesine yerleşen Hıdıri Sor Kolunun alevi inancına sahip olması diğer bölgelerin sünni inancını benimsemesi

    de bir başka gerçekliktir (Rışvan Aşiretinin 786 yılında Harun Reşit tarafından kuzeye sürüldüğü belinmektedir).

    Esas üzerinde durulması gereken nokta o dönem yaşanan 800 – 1200 yılları arası ve Osmanlı döneminde yaşanan

    Türkleştirme ve Sünnileştirme politikaları karşısında özellikle alevi pirlerinin inanç ve geleneklerini sürdürmek

    için güvenli alanlara sığınmalarıdır. Dersim bölgesinin güvenli bir alan olarak görülmesi alevi ocaklarının oraya

    yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Üryan Hızır ocağı Pirlerinin Auçan Ocağı pirleri ile bağlantısı

    buradan kaynaklanmaktadır. Keza Adıyaman bölgesi de güvenli bir alan olarak belirlenmiştir. Fevzi Rençber’in

    yapmış olduğu Adıyaman Yöresi Alevilik Ocakları konulu çalışmada “ Adıyaman’da var olan ve bizim ulaşabildiğimiz

    ocaklar: Kureyşan, Ağu İçen, Üryan Hızır, Derviş Gevr, Seyyid Derviş Cemal ve Şah Memi Haciyan ocaklardır.

    Günümüzde bu ocakların pirleri ve dedeleri tarafından erkânlar yürütülmektedir”.  Görüşüne yer verilmiştir(5).

    Yine günümüzde Bulam  Pınarbaşı’nda bulunan Üryan Hızır ocağına mensup Dedeleri Bulam’dan önce  belli

    bir süre  Adıyaman Kahta Berazi'de kalmışlardır. Kahta  Berazi’de iyi bir yerleşim yerine sahip olmaları ve pirlik

    görevini sürdürmeleri nedeni ile Osmanlı güvenlik güçleri ve yörenin ağaları tarafından rahatsız edildikleri için

    1800'lü yılların başında Adıyaman tarafına göç etmişlerdir. Esas olarak bilinen tarih ise bu dönemle

    başlamaktadır.1800’lü yılların başında pirlik görevini yapan Büyük Yusuf Dede birkaç akrabası ile Adıyaman

    merkez Kotur köyüne gelip yerleşmiştir. Aile pirlik makamı ve hizmetlerinden dolayı bölge halkı tarafından

    sevilmiş ve sahiplenilmiştir. Büyük Yusuf dede olarak bilinen dedenin babası Kasım’ın türbesi Recep köyünde

    bulunmaktadır. Türbeye günümüzde yoğun bir ilgi bulunmaktadır.

    Üryan Hızır Ocağı’na Mansup Dedelerinin Baba Kasım’dan bu yana soy şeceresi sırası ile; Baba KASIM (Dede),

    Büyük YUSUF(Dede), Küçük YUSUF(Dede), Hüseyin Aga(Dede), Miro (Keko) Dede, Hüseyin (Keko) Dede,

    Mehmet (Hamo) Dede, Ali BÜYÜKŞAHİN (Dede) biçimindedir (3).

    Büyük Yusuf Kutur Köyü'ne geldikten sonra çevre halkı tarafından iyi olarak tanınmış, sevgi ve saygıyla

    karşılanmış. Onun halk tarafından çok sevilmesi, sayılması aile içi kıskançlığa neden olmuş ve akrabası

    tarafından öldürülmüştür. Bu bu bir nevi pirlik makamı kavgası olarak düşünülebilir. Bu vahim olaydan sonra

    Yusuf Dede’nin oğlu küçük Küçük Yusuf ise yaşı küçük olduğundan akrabaları tarafından koruma altına alınmış.

    Sonra Malatya Haçova Köyü'ne götürülmüştür. Küçük Yusuf, burada bir süre kaldıktan sonra tekrar Adıyaman

    Kotur köyüne dönmüştür. Berazi'deki akrabaları Büyük Yusuf'un ölümüne neden olan adamı öldürerek Kotur'a

    gidip Küçük Yusuf'un Pir olmasını sağlamışlardır.

    (Büyük Yusuf ise, Adıyaman (Azikan) Yazıbaşı'nda defnedilir. Berazi'deki akrabaları onu sahiplenirler. Bir gece

    karanlığında onun cesedini mezarından çıkararak Kahta'nın Susyan (Ortanca) Köyü'nde bulunan Derviş Yusuf

    Ziyareti'ne götürerek defnederler. Burası aslında aynı kökten, altı dedenin de yattığı bir kutsal yer olarak kabul

    ediliyormuş(3)

    Küçük Yusuf'tan sonra oğlu Hüseyin (Hüseyin Ağa) dede, pir olarak hizmet vermiş. Çelikhan'ın Bulam (Pınarbaşı)

    köyüne yerleşmiştir. Hem iyi bir dede hem de cesaretli bir toplum ve inanç önderi olarak ün yapmıştır. Türbesi

    Bulam'dadır.

    Miro Dede (1857-1938):  Pir olarak hizmet vermiş. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması sonrasında tutuklanmıştır.

    Ocağın kapatılmasından sonrada ödün vermeden pirlik makamını sürdürmüştür. Miro Dede'nin kardeşleri  Hamo

    Dede ve Hasan Dede Suriye'nin Serê Kaniye ve Afrin bölgelerine gidip hizmet yürütmüşlerdir. Burada yeri

    gelmişken ocağın Suriye’deki taliplerinden bahsetmekte fayda var. Suriye son dönemde iç savaş, oradaki

    Kürtler ile İŞİD arasındaki savaş İŞİD’in barbar katliamları Türkiye kamuoyunda tartışılmaktadır. Suriye’deki

    Üryan Hızır ocağı talipleri de oradaki Nusayriler olmayıp Kürt Alevilerdir. Oradaki Afrin ve Serê Kaniye bölgesinde

    Kürt dağının güneyinde yaşayan Kürt alevileri olup Osmanlı döneminde göç etmişlerdir.

    Halil Serdar Göçmen’e göre, Mobat hattın altında Suriye tarafında olup, Çîyayê Kurmênç (Kürddağı)tan güneye

    bakan eskinin köyü bugünün küçük kasabasıdır. Güney Çeya Kurmanç’ta tek Rêya Hêqçılarının (Kürt Alevi) toplu

    yerleşim yeri Mobat’tır.

    Osmanlı’da baskı ve katliamlardan kısmen kurtulmak için bir kısım Rêya Hêqçılar Çîyayê Kurmênç’a sığınarak,

    yerleşmişlerdir. Zamanla da daha önce aynı dağda yerleşik olan, dilleri de aynı, Yezdani Kürtlerle karışarak

    bütünleşmişlerdir. Rêya Hêqçılar Çîyayê Kurmênç’ın kuzeyinde olduğu gibi güneyinde de Fırat’ın batısına

    yerleşmişlerdir.  Güney Çîyayê Kurmênç’a en son topluca yerleşen Rêya Hêqçılar Sinemilli aşiretindendir.

    Bu dağlık yere yerleşenler Bat’ın oğlu Mom ile anıldığı için zamanla da bu yere Mobat dediler. Mobat’a 1980

    öncesine kadar Elbistan Kantarma köyünden gelen Pirlerle (Dedelerle) Cemlerini yürütmüşlerdir. Mobat’a en

    son gelen Pir (Dede)Tacım’dır. Daha sonra Türkiye’deki askeri cuntanın baskıları ve Suriye ile komşuluk

    ilişkilerinin bozulmasından dolayı Rêya Hêqçı din adamları Güney Çîyayê Kurmênç’a Afrin’e Halep ve Şam’a

    gidememişlerdir.

    Mobatlılar otuz beş yıldır cem yapamamışlardır. Mobatlılar Sinemilli aşiretinden olmalarına rağmen bölgelerinde

    Şeyh İsmail Aşireti’nin (Eskiden Yezdani, şuan Sünni) ağasına bağlanmışlardır. Mobatlılar, daha çok hayvancılık

    ve tarımla geçim kaynaklarını oluşturmuşlardır. Rêya Hêqçılar Kürtlerin yoğun yaşadığı Çîyayê Kurmênç’tan başka

    Mobat’ın Güney-batısında bulunan Afrin şehri içerisinde Sünni çoğunluk, Êzidi azınlıkla birlikte karışık yaşamaktadırlar.

    Rêya Hêqçı aşiretlerden birçok aile ve fert, Çîyayê Kurmênç’ın kuzeyinden güneyine ve Suriye’ye yerleşmişlerdir.

    Bu göç edip yerleşen aileler genelde Atmi (Atmalı), Bali (Balyan), Alxasi (Alhas), Sinemilli, Kılıçlı aşiretindendirler.

    Rêya Hêqçılar genelde Suriye’nin Şam ve Halep gibi büyük şehirlerin mahallelerinde,  Kürtlerle birlikte yaşarlar.

    Dini kimliliklerinde pek ısrarlı olmayan, genelde uzun sure kendi dini adamlarını görmedikleri içinde dini konuda

    bilgileri yoktur. Genelde namaz kılmadıkları gibi oruç tutmadıklarını da gizlerler(4).

    Üryan hızır Ocağının talipleri olan Suriye’deki Muhabbetli köyü ile ilgili olarak;

    Muhabbetli aslında bir köy olarak anılmakla birlikte çevrede birçok köyün bağlı olduğu belediyelik bir yerleşim birimi.

    Buranın yaklaşık dört bin nüfusu varmış. Hemen hemen tümü Alevi olan bu köy dili, kültürü, rengi Kürt olan canlarımızın

    köyü. Afrin İlçesi’nde 366 köy varmış. Bunlardan üç tanesi Yezidi köyüymüş. Sadece Muhabbetli Kürt Alevi köyüymüş

    (belediyesi, beldesiymiş). Köyün nüfusu kadar bir oran da başta Halep olmak üzere, Şam ve diğer illerde yaşıyormuş.

    Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa dayanan bölgede zeytincilik geçimde çok önemli bir yer tutuyor. İnsanlar

    geçim sıkıntısı çekseler de, Suriye’de milli gelir çok düşük olsa da, bu topraklarda hayata bağlılığı, mutluluğu, sevinci

    görmek her daim mümkün. Aslında tepelik bir alan üzerinde olan Muhabbetli’nin bu konumu bir ölçüde avantaj da

    sağlıyor.

    Tüm Suriye sıcaklardan kavrulurken, burası sabah akşam serin olabiliyor. Türkiye sınırına yakın olan Muhabbetli

    Köyü’nün insanları Türkiye’ye bir dost toprağı olarak bakıyorlar, Türkiye’yi çok seviyorlar. Hacı Bektaş-ı Veli törenleri

    başta olmak üzere etkinliklere katılanlar, gezme niyetiyle ülkemize gelenlerin sayısı da hayli fazla. Evler geniş salon

    ve odalardan oluşuyor. Genellikle tek katlı, bazen iki katlı evlerle çevrili Muhabbetli Köyü temizliğe de önem veriyor.

    Köyde Hüseyin (Keko) Dede’nin ismini koyduğu Yağmur Dede ziyareti bulunmaktadır. Köylülerce sevgi ve saygıyla

    ziyaret edilmektedir(5).

    Ali BÜYÜKŞAHİN Suriye Ziyareti

    Yaptığım araştırmalarda Üryan Hızır ocağının suriye’nin hangi bölgelerine gittiklerini tam olarak belirtmek için.

    Göçmen’in yazısının ilgili bölümünü ile Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma dergisinde yer alan gezi

    notlarını olduğu gibi aktardım.  Ayhan AYDIN’ın Ali BÜYÜKŞAHİN dede ile yaptığı bir ropörtajda Suriye’deki

    talip köyünün adının  Muhabbet köyü olduğu Halep yakınlarında bir yer olduğu altı yüz haneye sahip olduğu

    bazı taliplerin de Şam ve Halep’e yerleştikleri belirtilmiştir(6).

    Hüseyin (Keko) Dede (1895-1968):  Miro dedenin oğludur.  Keke Hüseyin çevrede bilgeliği ile tanınmıştır.

    Birçok kez Suriye’ye gittiği bilinmektedir. Keke Hüseyinin oğlu öğretmenlik ve uzun süre Bulam Belediye

    başkanlığı görevini sürdürmüştür.

    Hüseyin Dedenin oğullarından Mehmet genç yaşta yaşamını yitirmiştir. Keke Mehmetin çocukları;  Memet Dedenin

    (Keki mem) çocukları Ziney, Yusuf, Hasan, Sabri ve Hüseyin'e Dedeleri Keke Hüseyin Dede bakmıştır.

    Keke Hüseyin Dede, medrese tahsili görmüş, hem Arapça hem Türkçe okuma yazma bilen, Alevi kültürü ile

    donanmış, toplum sorunlarıyla ilgilenen bir dede olarak bilinir. Yazının önceki bölümünde belirttiğim aile içi

    pirlik kavgası gibi durumların önüne geçmek için Ailede tek bir Pir olmalı prensibini uygulamaya çalışmıştır.

    Keke Hüseyin Dede Hakka yürüdükten sonra büyük talip kitlesi tarafından hem onay ve hem de genel kabul

    açısından Mehmet (Hamo) Dede ‘Pir' olarak seçilmiştir. Bu ailenin en önemli özelliklerinin başında ‘Pirlik' ve ‘

    dedelik' düzeninin bozulmaması için tüm akrabaları görüş birliği içinde tek bir kişiyi ‘Pir' olarak benimsemişlerdir.

    Mehmet (Hamo) Dede (1923-1997): Halk arasında en çok sevilen dedelerden biridir.  Aydın bir insan olan

    Mehmet Dede çevrede önder birisi olarak anılmaktadır. Yaklaşık  kırk yıl yol erkan yürütüp pirlik görevini yerine

    getirmiştir. Suriye'ye ve Kerbela'yı ziyaret etmiştir. Yörenin sayılan sevilen önder siması olan Keke Mehmet hakka

    yürüdükten sonra pirlik makamını oğlu Ali Büyükşahin sürdürmektedir.

    Ali Büyükşahin Dede: 1944 doğumlu dede, halen Adıyaman merkezde yaşamını sürdürmektedir. İnşaat Mühendisidir.

    Babası Hakk'a yürüdükten sonra dedelik görevini üstlenmiştir

    Bu yazıyı okuyanlar buraya kadar niçin böyle bir yazı böyle bir tanıtım gibi sorular sormuş olabilirler. Esas

    üzerinde durmak istediğim bir olayı yada olguyu açıklarken mümkün olduğunca her yönü ile ve tarihsel sürecinden

    koparmadan anlatabilmektir. Bu konunun uzmanı olmadığından konuya ilgim bir geleneği hatırlamaktan ibarettir.

     

    Yazının başında belirttiğim üzere Üryan Hızır Ocağı dedelerinin seceresini anlattıktan sonra Malatya Doğanşehir ve

    Yeşilyurt ilçelerinde bulunan Üryan Hızır Ocağı pirleri ve taliplerinin ilişkileri nasıl ve kimler üzerinde yürümüştür

    sorusuna cevap aramaktır. Koçdere köyü tarihçesinde de son 40 yıl içerisinde her hangi bir cem töreninin yapılmadığı

    belirtilmektedir. Peki alevi inancına mensup taliplerle pir ilişkisi nasıl olmuştur. Koçdere köyünde pir ve talip ilişkisinin

    çok iyi olduğu söylenemez.  Üryan Hızır Ocağı Dedeleri ile talipleri arasındaki ilişkiler müsahiplik cemi ve lokma cemi

    (dardan indirme) biçiminde sürdürmüşlerdir. Daha sonraları ise taliplerle olan ilişkiler 1990 lı yıllara kadar çıralık

    sistemi üzerinden sürdürülmüştür. Bu yıllardan sonra ise son 25-30 yılda ise herhangi bir iletişim kalmamıştır. Ne

    pirler bir talepte bulunmuş ne de talipler bir araya gelme talebinde bulunmuşlardır. Secereyi açıklamaktaki amacımda

    ocaktan hangi dedelerin Koçdere ile ilgilerinin olduğunu hatırlamaktır. Koçdere ve civar köylerde bilinen dedeler ise

    Keke Hüseyin dedenin torunları Yusuf, Sabri, Hüseyin dedelerdir. Özelikle Yusuf Dede en çok bilinen saz çalan, güzel

    deyişler okuyan dede olarak bölgede tanınmaktadır. Düzenli cemler yürüten Alevi yol erkana gönülden bağlı bir kişi

    olup 57 yaşında Hakk'a yürümüştür. Ayrıca Yusuf Dede beli bir süre Asıpınar’da bir arazi satın almış ve yaz aylarında

    burada kalmıştır.

    Daha önce köydeki inanç sistemi ile ilgili yazıda belirttiğim üzere bu gün Koçdere köyünde bir arada yaşamanın

    sona ermesi başta Malatya olmak üzere diğer kentlerde köylülerin dağınık yaşaması ile birlikte yol erkan kültürü

    unutulmuş, kültürel bir yabancılaşma ve de sünnileşme yaşanmaktadır. Bütün bu yabancılaşmanın temel nedeni ise

    örgütlü toplum olamamaktan kaynaklanmaktadır. Alevi inanç ve kültürüne yabancılaşmada da taliplerin mi yoksa

    pirlerin mi kusuru var onu da okuyucuya bırakmakta yarar var diye düşünüyorum.

    Üryan Hızır ocağı dedelerinin dışında yörede en çok tanınan ise Doğan dededir. Şeker dede olarak bilinen dedenin

    özelliği cebinde şeker taşıması ve her ziyaret ettiği evin bireylerine şeker ikram etmesidir.

    Dedelik ile ilgili son söz ise günümüzde Kurnos’ta yaşayan dede soyundan oldukları bilinen ailedir. Sonradan göç

    yolu ile buraya yerleştikleri bilinmektedir.

    NOT: Bu yazı bir derleme çalışmasıdır. Olur ki bir sürçi lisan olmuşsa başta Üryan Hızır Ocağı Pirleri olmak üzere

    tüm dostlara sevgilerimi iletiyorum.

     

    KAYNAKÇA

    (1) Alaaddin Keykubat. Vikipedi Ansiklopedisi

    (2) Piryolu.com. Üryan Hızır Efsanesi

    (3) Yrd.Doç.Dr. Fevzi Rençber. Adıyaman Yöresi Alevi Ocakları

    (4) Halil Serdar Göçmen.  Suriye Alevi Kürtleri

    (5) Gazi Üniversitesi, Türk Kültürü Ve Araştırma Merkezi, Hacı Bektaş Veli  Araştırma Dergisi, Güz: 2001, Sayı:

    19, Sayfa: 45/85

    (6) Ayhan AYDIN.  Ali BÜYÜKŞAHİN ile Röportaj

     

    Son Güncelleme (Pazartesi, 06 Temmuz 2015 13:39)