Hava Durumu
An error occured during parsing XML data. Please try again.
Dosyalar
    Videolarımız

    This page require Adobe Flash 9.0 (or higher) plug in.

    Sosyal Ağ
    Anasayfa
    Turkish Afrikaans Albanian Arabic Armenian Azerbaijani Basque Belarusian Bulgarian Catalan Chinese (Simplified) Chinese (Traditional) Croatian Czech Danish Dutch English Estonian Filipino Finnish French Galician Georgian German Greek Haitian Creole Hebrew Hindi Hungarian Icelandic Indonesian Irish Italian Japanese Korean Latvian Lithuanian Macedonian Malay Maltese Norwegian Persian Polish Portuguese Romanian Russian Serbian Slovak Slovenian Spanish Swahili Swedish Thai Ukrainian Urdu Vietnamese Welsh Yiddish

    KUZEY EVLERİ

    Manşet Haber4

    NEMRUT'DA GÜN BATIMI

    Manşet Haber1

    SERENÇELİK MALİKANESİ

    Manşet Haber2

    VEFAT

    GÜZEL İNSAN,GÜZEL DOST HASAN MUTLU'YU KAYBETTİK. KENDİSİNE ALLAHTAN RAHMET EŞİNE, YAKINLARINA VE...

    • KUZEY EVLERİ

    • BEYAZ KEÇİ VE ÜÇ YAVRUSU

    • NEMRUT'DA GÜN BATIMI

    • SERENÇELİK MALİKANESİ

    • VEFAT

    PostHeaderIcon MALATYA DOĞANŞEHİR KOÇDERE KÖYÜ

    PostHeaderIconVEFAT

    AYŞE SİĞERGÖK 23/05/2015 TARİHİNDE VEFAT ETMİŞTİR. ÇOCUKLARINA VE TORUNLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ.

     

    PostHeaderIconPİRA ZENE

     

    ANILAR – I (PİRA ZENIK)

    Babamın annesi, babam 5 yaşında, halam Zenav 7 yaşında ve amcam Ali 3 yaşında iken verem hastalığından ölmüş. Tahminen 30 lu yaşlarda ölmüş. Meyrik a Mıste’nın diğer bütün kardeşleri de genç yaşta aynı hastalıktan ölmüş. Babamın üvey annesi Fate bilinen adı (xaçiye) haçuvalı ise ben beş yaşında iken vefat etti. Hatırladığım kadarı ile beyaz tenli, büyük bir kofisi olan beline acem kuşağı saran iri bir kadındı. Evde yatalak yatıyordu. Çok rahatsız olmalı ki sürekli iki kişinin yatakta oturur vaziyete getirip tutmasını istiyordu. Beni uzaktan seviyordu. Evin en küçük bireyi idim. Beni uzaktan sevmesinin nedeni ise hasta olduğu için ona yaklaşmamam gerektiği tembih ediliyordu. O hasta yatağında yatıyor ben de sobanın önünde oyun oynuyordum. Bir isteği olursa ben odanın kapısını açıp salonda yerel adı ile (hayat)  kim varsa ona sesleniyordum. Mevsim bahar  tahminen mart ayı gibi idi artık karlar erimişti ama soğuk olmasın diye kapılar kapalı tutuluyordu. Şimdiki evin yerinde olan eski evde oturuyorduk. Bir de dedemin eski evi vardı, aşağı ev olarak tabir ediliyordu. Bir gözü ahır, bir gözü kadin (samanlık) önde de kocaman bir salon hol vardı. Evin salonunda kış aylarında hayvan yemleri ot, kenger (kereng), çağşır (kurkor) doğranırdı. Yaz aylarında da bu salon kalaycı, çulcu gibi kişiler tarafından kullanılırdı.  Nenem Fate,  (haçuvalı) 2014 yılında öğrendiğim bir diğer adı(cunık haçuva köylüleri de ona bu lakapla hitap ediyorlarmış) bana anneni çağır dedi. Annemi çağırmak için odanın kapısını açtım annem salonda hamur yoğuruyordu. Ancak bu hamur öyle kek hamuru değil 8-10 kişiye bir iki gün yetecek kadar sac ekmeği hamuru idi. Her zaman olduğu gibi anneme kapıdan seslenmek yerine yanına gidip kulağına fısıldadım nenem seni çağırıyor diye. Annem de git de ki; “annem aşağı eve gitmiş yok de” diye söylememi istedi. Bende odanın kapısını açtım nene annem yok aşağı eve gitmiş dedim. Nenem Fate bunun üzerine çok sinirli ve sesinin çıktığı kadarı ile bağırarak ne annen olaydı ne de aşağı ev olaydı diye söylenmeye başladı(na diya te be na ji xaniye jeri be). Hamur yoğurma işi bitince annem içeri girdi ve kızgın bir ses tonu ile ne beddua ediyorsun diye kızınca kule bıre (yara götüresice) bunalıyorum duramıyorum dedi. Bana da dönüp (kule bıro) yara götüresice niye annenin burada olduğunu  söylemedin diye kızdı. Bunun üzerine annem iyice kızdı küçük çocuğa niye beddua ediyorsun diye. Bir kaç gün sonra halam Zenav geldi dut pestil getirmişti ve tadı çok hoşuma gitmişti. Halamın geliş nedeni nenemin hastalığının ağırlaşmış olması gerek.  Bu ara bir gece bizi uyandırdılar ve evin hundır (zahirelik) olan odasında yatacağımızı söylediler. Ertesi gün uyandığımda evin çok kalabalık olduğunu gördüm ve nenemim öldüğünü öğrendim. Ölüm kavramı bana yabancı idi. Nenemin ölümünde hatırladığım en önemli husus ise ölümden sonra nenemin Haçuvadaki akrabaları gelmişlerdi. Haçuvanın Mala Alikan obasından. Kalabalık bir kafile olarak gelmişlerdi atları hatırlıyorum. Nasıl ki halamın getirdiği dut pestil hoşuma gittiyse onların da getirdiği kuru siyah üzümden yapılan kompostonun tadı da o kadar hoşuma gitmişti.
    Yukarıdaki girişten sonra en iyi hatırladığım diğer yaşlı kişi ise  Pira Zenık'tı. Evleri dedemin eski evinin bitişiğinde idi. Pira Zenık babamın amcası Mamkar'ın karısı. Mala Seydi ailesindendi. Mamkar ile ilgili çok fazla anım yok, hatırladığım kadarı ile yaşlılıktan kamburu çıkmış  iri yarı bir adamdı. Sabahleyin bizim evin aşağısından geçerek çetin kayalıklardan geçen riya xıli (yıkılan yol) denen yolu onarmaya gidiyor diye söyleniliyordu. Sonraki yıllarda nasıl bir yol yaptığını gördüm. Kayalıkların üzerinde kıvrımlandırılmış sekilerle yapılan bir yol. Bu yol Malyan ile Kulanı birbirine bağlayan yoldur. Ötesi bu yol Eskiköy, Asıpınar, Melekbaşı, Kurnos ile Haçuva, Zeydan, Gözene gibi köyleri birbirine bağlayan patika yoldur. Sonraki yıllarda babam da bu yolun sonundaki Meletderesi üzerinde bir köprü yaptırmıştı. Mamkaro ile ilgili hatırladığım diğer anı ise tamirat yapıyordu. O da bir kış günü ölmüştü. Ölümünde hatırladığım olay ise Mezarı Başında akşam ateş yakılmıştı.

     

    (Resim Tahir AKBUĞA'dan alınmıştır)

    Pira Zenık babamın amcasının karısı olduğu halde babam da ona amojın diye hitap etmez Zene diye ismi ile hitap ederdi. Biz de Pire diye hitap ediyorduk. Ben ilk hatırladığım okkalı tokatı (silleyi) annemden yediklerim hariç Pireden yemiştim. Nedenine gelince; anne sütü emdiğimi hatırlıyorum. Anne sütü benim içim çok önemli bir ödüldü. Benden üç yaş küçük kız kardeşim Gülseren bırakmış ben ise devam ediyordum. Bir gün annem pire ile sohbet ederken yine meme istedim. Annem bende süt yok git pire verin dedi.  Ben de olur mu dedim annem olur dedi.  Pirenin yanına gittim ancak beni tuzağa düşürdü ne sütü deyip temiz bir şamar patlattı. Eşşek kadar olmuş hala meme istiyor diye kızdı. Ben kaçarak soluğu dışarıdan aldım. Bu benim için bir son aynı zamanda iyi bir korku olmuştu. Epey bi yıl Pirenin yakınından hiç geçmedim diyebilirim. Sonra bizim tarlanın alt tarafında bir çeşme ve elma ağacı vardı. Burası Kaniya Seve (elma çeşmesi) olarak bilinir. Biz de oraya gidip gelirdik. Pire bizi gördüğünde "oğul oğul va kure Memud darguşe fılitin çıma riye kaniye seve derin ten" diye söylenirdi. (Bu Mahmut’un çocukları beşikten çıkınca niye elma çeşmesinin yolunda gidip gelirler anlamıyorum). Sonraları onu sevmeye başladım. Yüzü yumuşacıktı, biraz çukur ve öne çıkık bir çenesi vardı.  Genelde sessiz bir kadındı, köyde sesi pek duyulmazdı. 1978 yılında yatılı okulda okurken bayram tatilinde köye gitmiştik. Köye çok acı bir haber ulaştı. Amcam Ali'nin oğlu İmam çok genç yaşta bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Köydeki bizim ailedeki bütün erkekler Derviş, Haci, Babam, Abim Süleyman ve Dayım Haci haberi alır almaz Malatya'ya gittiler. Ertesi gün  Pira Zınık ile Amcasının oğlu Mamude Husin bizim aşağı evin önünde oturmuş sohbet ediyorlardı. Herkeste çok derin bir acı vardı. Mamude Husin (Kulmamud) ile Pire konuşurken; Pire kendi kendisine yapmış, Kulmamud da diyorlar ki araba sürmüş şoförlük senin neyine diye hayıflanıyorlardı. Ertesi günü akşam karanlık çökünce hızlı bir şekilde kapı çaldı. Annem telaşla kim o diye kapıyı açınca dayımın kızı Elif telaşla bibi dedem öldü deyiverdi. Annem hemen kızlarla gitti. Biraz sonra bende çocuk aklı ile dayımlara gittim. Annem niye geldin deyip bana kızdı. O sırada Zene dışarı çıkıp dayımla diyalogları pek iyi olmayan Kulmamud’un yeğenlerine gecenin karanlığını yırtan köyün yukarısındaki kayalardan yankılanan çok yüksek bir sesle "Mamaooo Mamo, Aloooo  Alo Ale Sıydi va caneze keye çıma hun nahatın" (bu cenaze kimin niye gelmiyorsunuz) diye bağırdı. Pireden bu kadar ses olduğunu da o zaman gördüm. Aynı gün yukarı köyde annemin dayısı aynı zamanda babamın Musahibi Ape Hamık (Hamke Use de) vefat etmişti. Sonra Pireyi nasıl hatırlıyorum Pire 65 aylığı alıyordu biz tatillerde köye gidince okula döneceğimiz zaman bize okul harçlığı veriliyordu. Okula döneceğimiz zaman genelde  babamın hali hazırda  parası olmazdı  annem çocuklar okula gidecek harçlıkları yok derdi. Babam da he bir Zene’ye gideyim deyip pireden borç para alırdı bize harçlık vermek için. Bu bile benim pireyi sevmem için iyi bir nedendi. O nedenle hep çok parası olmasını istemişimdir. Benim biraz eski yaşanmış olaylara merakımdan dolayı birgün pireye babamın öz annesi Meyrık a Mıste'yi anlatmasını istemiştim onun çok güzel bir kadın olduğunu onunla iyi anlaştıklarını dedem Sımo'nun ona zulüm ettiğini ve hikayesini uzun uzun anlatmıştı. Meyrıka Mıste nın pireye vasiyeti ise “ben öldükten sonra mezarıma gelip Sımo’nun zulmünü unuttun mu diye seslen” olmuş. Sonra Pire oğlu Haci yukarı köye taşındıktan sonra bir süre oğlu Derviş'in yanında kaldı. Daha sonra da yukarı köye oğlu Haci’nin yanına gitti. Son dönemlerini çok fazla göremedim. Ben Üniversitede iken de vefat etmişti.
    İnsanlar beğenmeseler de sevmeseler de inkar edemeyecekleri geçmişleri ve anıları ile var olurlar. Pirenin torunları tarafından Facebooktaki resmini görünce Magırdiç Margosyan'ın "Söyle Margos Nerelisen"  adlı kitabında anlattığı ve babasının özlemini çektiği Heredan köyü için her seferinde oğluna söyle Margos nerelisen diye sorup aldığı Heredan cevabı ile mutlu olduğu Heredanı düşündüm. Bu gün Koçdere diye bir yer olmasa da orada doğan yüzlerce kişinin oraya ait anılarının olduğunu düşünüyorum.  Bu anı derlemesini de bu düşünce ile paylaştım.

    İbrahim SERENÇELİK 11. 03. 2015 - İstanbul

     

    Son Güncelleme (Cuma, 13 Mart 2015 23:20)

     

    PostHeaderIconYAŞAR KEMAL

    "Bir toplum, hoşgörüsü kadar güçlü, sağlam, haklıdır.

    Zulmü kadar zalim, zayıftır. Irkçılık ise en korkunç hastalıktır."

    Yaşar KEMAL

    YAŞAR KEMAL

    o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler...

    1923-2015

    Yaşar Kemal, Kürt kökenli Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen yazarlarından biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

    Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

    28 Şubat 2015 tarihinde organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakımda olduğu hastanede vefat etmiştir.


    Çocukluğu
    Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde Kürtçe, köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Ortaokul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

    Sanat hayatı[değiştir
    Bu alt başlık {{{1}}} tarihinden beri geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. Bu alt başlığın geliştirilmesi gerekiyor.
    1978 yılında yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti.[11] İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:

    "Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde, bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle, Kadirli'de bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."

    Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı.[11] 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.

    Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.

    1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi.[13] Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi.[14] Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.

    Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.

    Siyaset
    Bu alt başlık {{{1}}} tarihinden beri geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. Bu alt başlığın geliştirilmesi gerekiyor.
    17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı.[15] Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:

    "Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

    TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı.[15] Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.

    Temalar

     Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım.  Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »
    Yaşar Kemal'in edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarında, halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.

    kaynak: Vikipedia

     

    PostHeaderIconALİ ASLAN

    UNUTMAYACAĞIZ

    Son Güncelleme (Pazar, 08 Mart 2015 20:00)

     

    PostHeaderIconDUYURU

    DUYURU
    Bu siteyi yaklaşık 10 yıl önce kurmuştum. Ancak iş yoğunluğu nedeni ile çok fazla ilgilenemedim. Biraz daha düzenli bir hale getirmeye çalışacağım. Resim video gibi veri gönderebilirseniz daha verimli ve nostaljik olabilir. editör

    Son Güncelleme (Çarşamba, 11 Mart 2015 06:35)

     

    PostHeaderIconBASRİ SİĞERGÖK

    VEFAT

    BASRİ SİĞERGÖK ARKADAŞIMIZ
    18/01/2014 TARİHİNDE
    HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞTUR.
    EŞİNE,  AİLESİNE VE TÜM YAKINLARINA
    BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ.

    (İbrahim Serençelik)

    Son Güncelleme (Pazar, 19 Ocak 2014 13:49)