Hava Durumu
An error occured during parsing XML data. Please try again.
Dosyalar
    Videolarımız

    This page require Adobe Flash 9.0 (or higher) plug in.

    Sosyal Ağ
    Anasayfa
    Turkish Afrikaans Albanian Arabic Armenian Azerbaijani Basque Belarusian Bulgarian Catalan Chinese (Simplified) Chinese (Traditional) Croatian Czech Danish Dutch English Estonian Filipino Finnish French Galician Georgian German Greek Haitian Creole Hebrew Hindi Hungarian Icelandic Indonesian Irish Italian Japanese Korean Latvian Lithuanian Macedonian Malay Maltese Norwegian Persian Polish Portuguese Romanian Russian Serbian Slovak Slovenian Spanish Swahili Swedish Thai Ukrainian Urdu Vietnamese Welsh Yiddish

    KUZEY EVLERİ

    Manşet Haber4

    NEMRUT'DA GÜN BATIMI

    Manşet Haber1

    SERENÇELİK MALİKANESİ

    Manşet Haber2

    VEFAT

    GÜZEL İNSAN,GÜZEL DOST HASAN MUTLU'YU KAYBETTİK. KENDİSİNE ALLAHTAN RAHMET EŞİNE, YAKINLARINA VE...

    • KUZEY EVLERİ

    • BEYAZ KEÇİ VE ÜÇ YAVRUSU

    • NEMRUT'DA GÜN BATIMI

    • SERENÇELİK MALİKANESİ

    • VEFAT

    PostHeaderIcon MALATYA DOĞANŞEHİR KOÇDERE KÖYÜ

    PostHeaderIconKOÇDERE YOL ERKAN ÜRYAN HIZIR OCAĞI

    KOÇDERE –YOL ERKAN VE ÜRYAN HIZIR OCAĞI

    Haziran 2015 İbrahim SERENÇELİK

    Bu yazıyı kaleme almamın temel nedeni Koçdere köyü facebook sayfasında Üryan Hızır Ocağı dedelerinden

    Yusuf Sucu Dedeye ait bir fotoğrafın paylaşılması üzerine geçmişi yad etmek ve birazda dilimizden döküldüğü

    kadarı ile Alevilik ve bağlı bulunulan ocak hakkında bilgi sunmaktır.

    Öncelikle Üryan Hızır efsanesi ile başlamak doğru olacaktır.  Sultan Hıdır Ziyareti, Dersim Pertek-Hozat yolu

    kenarında bir sırtın üzerinde bulunan Dorutay (Zewe) Köyü'ndedir. Bu köyde Üryan Hızır'ın (Sultan Hıdır'ın )

    ziyareti bulunur. Bu ocağın Adıyaman, Malatya, Çorum, Sivas, Kahramanmaraş ve Erzurum’da da talipleri

    bulunmaktadır. Ayrıca Suriye’nin Afrin kentinde de talipleri bulunur Hubyar Dedeleri  (Tokat Hubyar Sultan)

    mürşit ocaklarının Üryan Hızır olduğunu söylerler.

    Rivayetlere dayalı olarak anlatılan ocak hikayesi nin ilk tarihsel süreci Sultan Alaeddin Keykubat dönemine

    rastlamaktadır. Keykubat’ın yaşamı  ( 1192 - 1237) yılları arasındadır. Rivayetin gerçek olma olasılığı ise

    o dönemde kesin güzergah bilinmemekle birlikte (tarihçiler bunu daha iyi açıklayabilir) Alaeddin Keykubat’ın,

    1226-1228 tarihleri arasında Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar’ı  Anadolu Selçuklu devletine katması  ve

    sonrasında  son Harzemşah Sultanı Celaleddin Mengüberti 1230’daki Yassı Çemen Savaşı’nda yenilgiye

    uğratarak Erzurum’u ele geçirmesidir(1). Resmi tarihin belirtilen coğrafyadaki şekillenmesi böyle iken esas

    üzerinde duracağımız rivayet Sultan Hıdır’a ait olandır.

    Belirtilen dönemde Sultan Alâeddin ordusu ile birlikte buraların denetimini yaparken akşam olur ve Zewe köyü

    yakınlarındaki Sultan gölü mevkiinde geceyi geçirmeye karar verir. Çadırlar kurullur, yerleşme başlar. O sırada

    Sultan Alâeddin'in yanına gelen gözcülerden biri; "Sultanım şu ileride çadıra benzer bir şey ve içinde bir ışık

    hüzmesi var " der. Sultan Alâeddin de; gidin bakın bakalım, kim varsa gelip bana bilgi verin der. İki tane atlı

    asker bu çadırın yanına gönderilir. Askerler gelip bakarlar ki, bir eski çadır ve bu çadırın içinde yaşlı bir zattan

    başka kimse yok. Askerler sorarlar: "İhtiyar kimsin sen? burada ne işin var? İhtiyar: Gördüğünüz gibi bir ben-i

    Ademim, adım Sultan Hıdır'dır der. Bir toprak güvecim, bir seccadem ve bir de atıma yedirmek için bir miktar

    arpam var. Askerler:-Biz Sultan Alâeddin'in askerleriyiz, seni sultanımıza götürmek istiyoruz, deyince bu defa

    ihtiyar; buralara kadar zahmet edip gelen sultanınıza söyleyiniz buyursun, misafirim olsun. Fakirhanemize şeref

    versin. -İyi ama gelecek olan koca bir sultan. Yanında bir hayli vezir, vezirâzam ve kumandaları var. Bunları

    oturtmak için halın bile yok. Hem kaldı ki koca ordu gelince, ekmek ister, aş ister. Bunları nasıl ağırlarsın?

    İyisi mi, biz seni oraya huzura götürelim. İhtiyar:-Tanrı misafiri umduğunu değil, bulduğunu yer. Yüce Allah'ın

    izni ile mahçup olmayız. Buyursunlar gelsinler!" diye cevap verir. Askerler geri döner, durumu Sultan Alâeddin

    Keykubat'a anlatırlar. Alâeddin Keykubat'da bu ihtiyari merak eder ve ertesi gün ihtiyarı ziyaret eder. Çadıra gelir

    gelmez ihtiyar nezaketle sultanı selamlar ve altına seccadesini serer. Her gelen bu seccadeye oturur, fakat

    seccadenin bir kenarı daima boş kalır. Sultan Alâeddin hayretler içinde kalır ve hayretini gizleyemez, durumu

    öğrenmek için seccadeye oturan vezir, kumandan ve askerlerine bir komutla "Ayağa kalk" der. Herkes ayağa

    kalkar. Sultan bakar ki, yerde küçücük bir seccade var. "Otur" diye emir verir. Bakar ki herkes seccadenin

    üzerinde oturmuş. Hayretler içinde kalırsa da sesini çıkarmaz. Biraz sonra yaşlı adam topraktan yapılmış

    güveci, içerisinde bir miktar aş ile Sultan Alâeddin'in önüne bırakır. Sultan: "-Baba erenler, bunu hangimiz

    yiyeceğiz?" İhtiyarda; "Sultanım Besmele ile başlayın yemeye, inşallah hepinize yetecek kadar vardır." diye

    cevap verir. Sultan Alâeddin ve yanındakiler başlarlar yemeye, küçük güvecin içerisindeki yemek bütün

    askerler tarafından yenilir. Herkesin karnı doyar. Fakat yemek bir türlü bitmez. Sonra direkte asılı bulunan

    dağarcığ'ın (kuzu ve oğlak derisinin tabaklanmış, kurutulmuş ismi) içindeki arpadan, atlara arpa dağıtmaya

    başlar. Bütün atlara arpa verildiği halde dağarcıktaki arpanın hala bitmediği görülür. Sultan Alâeddin bu zatın

    ermiş ve keramet sahibi bir zat olduğunu anlar ve ona: "Sen burada yalnız başına, yaşlı bir ihtiyar olarak zor

    yaşarsın. Ben sana askerlerimin içerisinden akıllı, dürüst, itaatkâr birkaç asker vereceğim. Bunlar ölünceye

    kadar senin emrinde ve hizmetinde olacaklar." der . 3 veya 5 askeri ve o bölgeyi vakıf olarak kendisine

    bırakarak, vedalaşıp ayrılırlar. Rivayet olunur ki, Sultan Alâeddin'in bıraktığı 3 askerin isimleri Resul,

    Munzur ve Delil'dir. Bunlar yaşlı Sultan Hıdır ölünceye kadar, ona hürmet ve itaatte kusur etmezler. Sultan

    Hıdır öldüğü zaman Zewe köyünün güneyinde ve köyün alt tarafında, fakirlik denen mevkiye defnedilir.

    Ancak burası köylüler tarafından temiz tutulmaz. Gübre dökülür, ahır olarak kullanılır. Bir süre sonra bir

    cuma gecesinin sabahında, bir de bakarlar ki oradaki mezar, köyün ortasında bulunan yüksek tepenin

    üzerine gelmiş, ve buradaki ulu ağacın altını mekan tutmuştur. Sonradan üzerine Selçuklu Sultanı tarafından

    bugünkü türbesi yapılmıştır(2).

    Sultan Hıdır’ın rivayetinden gününüze doğru geldiğimizde yazılı olmaması nedeni ile sözlü olarak anlatılan

    tarihe göre günümüzde Adıyaman Çelikhan ilçesinin Bulam Kasabasında bulunan Üryan Hızır Ocağının kökeni de

    Dersimde Bulunan ve başlangıçta belirtildiği üzere Sultan Hıdır’ dan geldiği üzeredir.  Ancak yukarıda belirtildiği

    üzere 1200 lü yıllar ile 1800 yılları arasında bilinmeyen çok uzun bir süre bulunmaktadır. Bu bilinmeyen süreç ile

    ilgili olarak da iki sav ileri sürülmektedir. Birincisi Dersim’de bulunan ocakların Adıyaman’dan Dersime göç

    ettikleridir. Bu sava göre Horasan’dan orta Anadolu’ya oradan Adıyaman’a oradan da Dersim bölgesine

    gidildiği şeklindedir. İkinci sav ise Alevi Ocaklarının (pirlerinin) Dersim bölgesinden Adıyaman’a göç etmeleridir.

    Bu tezler tartışılırken bir başka gerçek var ki oda ocakların mensup oldukları ya da taliplerinin mensubu oldukları

    aşiretlerdir. Örneğin Üryan Hızır Ocağı Pirleri ve talipleri Reşi (Rışvan) aşiretine mensup olmaları ve bu aşiretin

    Dersim Aşiretleri ile bir akrabalığının bulunmaması başka bir çelişki olarak ortada durmaktadır. Yine Rışvan

    aşiretinin tarihsel geçmişine baktığımızda güney kökenli olması yani Mezdinan bölgesinden Abbasiler

    tarafından kuzeye sürülmesi, bir aşiretler konfederasyonundan oluşması ve aşiretin Adıyaman ve Malatya

    bölgesine yerleşen Hıdıri Sor Kolunun alevi inancına sahip olması diğer bölgelerin sünni inancını benimsemesi

    de bir başka gerçekliktir (Rışvan Aşiretinin 786 yılında Harun Reşit tarafından kuzeye sürüldüğü belinmektedir).

    Esas üzerinde durulması gereken nokta o dönem yaşanan 800 – 1200 yılları arası ve Osmanlı döneminde yaşanan

    Türkleştirme ve Sünnileştirme politikaları karşısında özellikle alevi pirlerinin inanç ve geleneklerini sürdürmek

    için güvenli alanlara sığınmalarıdır. Dersim bölgesinin güvenli bir alan olarak görülmesi alevi ocaklarının oraya

    yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Üryan Hızır ocağı Pirlerinin Auçan Ocağı pirleri ile bağlantısı

    buradan kaynaklanmaktadır. Keza Adıyaman bölgesi de güvenli bir alan olarak belirlenmiştir. Fevzi Rençber’in

    yapmış olduğu Adıyaman Yöresi Alevilik Ocakları konulu çalışmada “ Adıyaman’da var olan ve bizim ulaşabildiğimiz

    ocaklar: Kureyşan, Ağu İçen, Üryan Hızır, Derviş Gevr, Seyyid Derviş Cemal ve Şah Memi Haciyan ocaklardır.

    Günümüzde bu ocakların pirleri ve dedeleri tarafından erkânlar yürütülmektedir”.  Görüşüne yer verilmiştir(5).

    Yine günümüzde Bulam  Pınarbaşı’nda bulunan Üryan Hızır ocağına mensup Dedeleri Bulam’dan önce  belli

    bir süre  Adıyaman Kahta Berazi'de kalmışlardır. Kahta  Berazi’de iyi bir yerleşim yerine sahip olmaları ve pirlik

    görevini sürdürmeleri nedeni ile Osmanlı güvenlik güçleri ve yörenin ağaları tarafından rahatsız edildikleri için

    1800'lü yılların başında Adıyaman tarafına göç etmişlerdir. Esas olarak bilinen tarih ise bu dönemle

    başlamaktadır.1800’lü yılların başında pirlik görevini yapan Büyük Yusuf Dede birkaç akrabası ile Adıyaman

    merkez Kotur köyüne gelip yerleşmiştir. Aile pirlik makamı ve hizmetlerinden dolayı bölge halkı tarafından

    sevilmiş ve sahiplenilmiştir. Büyük Yusuf dede olarak bilinen dedenin babası Kasım’ın türbesi Recep köyünde

    bulunmaktadır. Türbeye günümüzde yoğun bir ilgi bulunmaktadır.

    Üryan Hızır Ocağı’na Mansup Dedelerinin Baba Kasım’dan bu yana soy şeceresi sırası ile; Baba KASIM (Dede),

    Büyük YUSUF(Dede), Küçük YUSUF(Dede), Hüseyin Aga(Dede), Miro (Keko) Dede, Hüseyin (Keko) Dede,

    Mehmet (Hamo) Dede, Ali BÜYÜKŞAHİN (Dede) biçimindedir (3).

    Büyük Yusuf Kutur Köyü'ne geldikten sonra çevre halkı tarafından iyi olarak tanınmış, sevgi ve saygıyla

    karşılanmış. Onun halk tarafından çok sevilmesi, sayılması aile içi kıskançlığa neden olmuş ve akrabası

    tarafından öldürülmüştür. Bu bu bir nevi pirlik makamı kavgası olarak düşünülebilir. Bu vahim olaydan sonra

    Yusuf Dede’nin oğlu küçük Küçük Yusuf ise yaşı küçük olduğundan akrabaları tarafından koruma altına alınmış.

    Sonra Malatya Haçova Köyü'ne götürülmüştür. Küçük Yusuf, burada bir süre kaldıktan sonra tekrar Adıyaman

    Kotur köyüne dönmüştür. Berazi'deki akrabaları Büyük Yusuf'un ölümüne neden olan adamı öldürerek Kotur'a

    gidip Küçük Yusuf'un Pir olmasını sağlamışlardır.

    (Büyük Yusuf ise, Adıyaman (Azikan) Yazıbaşı'nda defnedilir. Berazi'deki akrabaları onu sahiplenirler. Bir gece

    karanlığında onun cesedini mezarından çıkararak Kahta'nın Susyan (Ortanca) Köyü'nde bulunan Derviş Yusuf

    Ziyareti'ne götürerek defnederler. Burası aslında aynı kökten, altı dedenin de yattığı bir kutsal yer olarak kabul

    ediliyormuş(3)

    Küçük Yusuf'tan sonra oğlu Hüseyin (Hüseyin Ağa) dede, pir olarak hizmet vermiş. Çelikhan'ın Bulam (Pınarbaşı)

    köyüne yerleşmiştir. Hem iyi bir dede hem de cesaretli bir toplum ve inanç önderi olarak ün yapmıştır. Türbesi

    Bulam'dadır.

    Miro Dede (1857-1938):  Pir olarak hizmet vermiş. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması sonrasında tutuklanmıştır.

    Ocağın kapatılmasından sonrada ödün vermeden pirlik makamını sürdürmüştür. Miro Dede'nin kardeşleri  Hamo

    Dede ve Hasan Dede Suriye'nin Serê Kaniye ve Afrin bölgelerine gidip hizmet yürütmüşlerdir. Burada yeri

    gelmişken ocağın Suriye’deki taliplerinden bahsetmekte fayda var. Suriye son dönemde iç savaş, oradaki

    Kürtler ile İŞİD arasındaki savaş İŞİD’in barbar katliamları Türkiye kamuoyunda tartışılmaktadır. Suriye’deki

    Üryan Hızır ocağı talipleri de oradaki Nusayriler olmayıp Kürt Alevilerdir. Oradaki Afrin ve Serê Kaniye bölgesinde

    Kürt dağının güneyinde yaşayan Kürt alevileri olup Osmanlı döneminde göç etmişlerdir.

    Halil Serdar Göçmen’e göre, Mobat hattın altında Suriye tarafında olup, Çîyayê Kurmênç (Kürddağı)tan güneye

    bakan eskinin köyü bugünün küçük kasabasıdır. Güney Çeya Kurmanç’ta tek Rêya Hêqçılarının (Kürt Alevi) toplu

    yerleşim yeri Mobat’tır.

    Osmanlı’da baskı ve katliamlardan kısmen kurtulmak için bir kısım Rêya Hêqçılar Çîyayê Kurmênç’a sığınarak,

    yerleşmişlerdir. Zamanla da daha önce aynı dağda yerleşik olan, dilleri de aynı, Yezdani Kürtlerle karışarak

    bütünleşmişlerdir. Rêya Hêqçılar Çîyayê Kurmênç’ın kuzeyinde olduğu gibi güneyinde de Fırat’ın batısına

    yerleşmişlerdir.  Güney Çîyayê Kurmênç’a en son topluca yerleşen Rêya Hêqçılar Sinemilli aşiretindendir.

    Bu dağlık yere yerleşenler Bat’ın oğlu Mom ile anıldığı için zamanla da bu yere Mobat dediler. Mobat’a 1980

    öncesine kadar Elbistan Kantarma köyünden gelen Pirlerle (Dedelerle) Cemlerini yürütmüşlerdir. Mobat’a en

    son gelen Pir (Dede)Tacım’dır. Daha sonra Türkiye’deki askeri cuntanın baskıları ve Suriye ile komşuluk

    ilişkilerinin bozulmasından dolayı Rêya Hêqçı din adamları Güney Çîyayê Kurmênç’a Afrin’e Halep ve Şam’a

    gidememişlerdir.

    Mobatlılar otuz beş yıldır cem yapamamışlardır. Mobatlılar Sinemilli aşiretinden olmalarına rağmen bölgelerinde

    Şeyh İsmail Aşireti’nin (Eskiden Yezdani, şuan Sünni) ağasına bağlanmışlardır. Mobatlılar, daha çok hayvancılık

    ve tarımla geçim kaynaklarını oluşturmuşlardır. Rêya Hêqçılar Kürtlerin yoğun yaşadığı Çîyayê Kurmênç’tan başka

    Mobat’ın Güney-batısında bulunan Afrin şehri içerisinde Sünni çoğunluk, Êzidi azınlıkla birlikte karışık yaşamaktadırlar.

    Rêya Hêqçı aşiretlerden birçok aile ve fert, Çîyayê Kurmênç’ın kuzeyinden güneyine ve Suriye’ye yerleşmişlerdir.

    Bu göç edip yerleşen aileler genelde Atmi (Atmalı), Bali (Balyan), Alxasi (Alhas), Sinemilli, Kılıçlı aşiretindendirler.

    Rêya Hêqçılar genelde Suriye’nin Şam ve Halep gibi büyük şehirlerin mahallelerinde,  Kürtlerle birlikte yaşarlar.

    Dini kimliliklerinde pek ısrarlı olmayan, genelde uzun sure kendi dini adamlarını görmedikleri içinde dini konuda

    bilgileri yoktur. Genelde namaz kılmadıkları gibi oruç tutmadıklarını da gizlerler(4).

    Üryan hızır Ocağının talipleri olan Suriye’deki Muhabbetli köyü ile ilgili olarak;

    Muhabbetli aslında bir köy olarak anılmakla birlikte çevrede birçok köyün bağlı olduğu belediyelik bir yerleşim birimi.

    Buranın yaklaşık dört bin nüfusu varmış. Hemen hemen tümü Alevi olan bu köy dili, kültürü, rengi Kürt olan canlarımızın

    köyü. Afrin İlçesi’nde 366 köy varmış. Bunlardan üç tanesi Yezidi köyüymüş. Sadece Muhabbetli Kürt Alevi köyüymüş (belediyesi, beldesiymiş). Köyün nüfusu kadar bir oran da başta Halep olmak üzere, Şam ve diğer illerde yaşıyormuş.

    Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa dayanan bölgede zeytincilik geçimde çok önemli bir yer tutuyor. İnsanlar

    geçim sıkıntısı çekseler de, Suriye’de milli gelir çok düşük olsa da, bu topraklarda hayata bağlılığı, mutluluğu, sevinci

    görmek her daim mümkün. Aslında tepelik bir alan üzerinde olan Muhabbetli’nin bu konumu bir ölçüde avantaj da

    sağlıyor.

    Tüm Suriye sıcaklardan kavrulurken, burası sabah akşam serin olabiliyor. Türkiye sınırına yakın olan Muhabbetli

    Köyü’nün insanları Türkiye’ye bir dost toprağı olarak bakıyorlar, Türkiye’yi çok seviyorlar. Hacı Bektaş-ı Veli törenleri

    başta olmak üzere etkinliklere katılanlar, gezme niyetiyle ülkemize gelenlerin sayısı da hayli fazla. Evler geniş salon

    ve odalardan oluşuyor. Genellikle tek katlı, bazen iki katlı evlerle çevrili Muhabbetli Köyü temizliğe de önem veriyor.

    Köyde Hüseyin (Keko) Dede’nin ismini koyduğu Yağmur Dede ziyareti bulunmaktadır. Köylülerce sevgi ve saygıyla

    ziyaret edilmektedir(5).

    Ali BÜYÜKŞAHİN Suriye Ziyareti

    Yaptığım araştırmalarda Üryan Hızır ocağının suriye’nin hangi bölgelerine gittiklerini tam olarak belirtmek için.

    Göçmen’in yazısının ilgili bölümünü ile Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma dergisinde yer alan gezi

    notlarını olduğu gibi aktardım.  Ayhan AYDIN’ın Ali BÜYÜKŞAHİN dede ile yaptığı bir ropörtajda Suriye’deki

    talip köyünün adının  Muhabbet köyü olduğu Halep yakınlarında bir yer olduğu altı yüz haneye sahip olduğu

    bazı taliplerin de Şam ve Halep’e yerleştikleri belirtilmiştir(6).

    Hüseyin (Keko) Dede (1895-1968):  Miro dedenin oğludur.  Keke Hüseyin çevrede bilgeliği ile tanınmıştır. Birçok

    kez Suriye’ye gittiği bilinmektedir. Keke Hüseyinin oğlu öğretmenlik ve uzun süre Bulam Belediye başkanlığı görevini sürdürmüştür.

    Hüseyin Dedenin oğullarından Mehmet genç yaşta yaşamını yitirmiştir. Keke Mehmetin çocukları;  Memet Dedenin

    (Keki mem) çocukları Ziney, Yusuf, Hasan, Sabri ve Hüseyin'e Dedeleri Keke Hüseyin Dede bakmıştır.

    Keke Hüseyin Dede, medrese tahsili görmüş, hem Arapça hem Türkçe okuma yazma bilen, Alevi kültürü ile

    donanmış, toplum sorunlarıyla ilgilenen bir dede olarak bilinir. Yazının önceki bölümünde belirttiğim aile içi

    pirlik kavgası gibi durumların önüne geçmek için Ailede tek bir Pir olmalı prensibini uygulamaya çalışmıştır.

    Keke Hüseyin Dede Hakka yürüdükten sonra büyük talip kitlesi tarafından hem onay ve hem de genel kabul

    açısından Mehmet (Hamo) Dede ‘Pir' olarak seçilmiştir. Bu ailenin en önemli özelliklerinin başında ‘Pirlik' ve ‘

    dedelik' düzeninin bozulmaması için tüm akrabaları görüş birliği içinde tek bir kişiyi ‘Pir' olarak benimsemişlerdir.

    Mehmet (Hamo) Dede (1923-1997): Halk arasında en çok sevilen dedelerden biridir.  Aydın bir insan olan

    Mehmet Dede çevrede önder birisi olarak anılmaktadır. Yaklaşık  kırk yıl yol erkan yürütüp pirlik görevini yerine

    getirmiştir. Suriye'ye ve Kerbela'yı ziyaret etmiştir. Yörenin sayılan sevilen önder siması olan Keke Mehmet hakka

    yürüdükten sonra pirlik makamını oğlu Ali Büyükşahin sürdürmektedir.

    Ali Büyükşahin Dede: 1944 doğumlu dede, halen Adıyaman merkezde yaşamını sürdürmektedir. İnşaat Mühendisidir.

    Babası Hakk'a yürüdükten sonra dedelik görevini üstlenmiştir

    Bu yazıyı okuyanlar buraya kadar niçin böyle bir yazı böyle bir tanıtım gibi sorular sormuş olabilirler. Esas üzerinde

    durmak istediğim bir olayı yada olguyu açıklarken mümkün olduğunca her yönü ile ve tarihsel sürecinden koparmadan anlatabilmektir. Bu konunun uzmanı olmadığından konuya ilgim bir geleneği hatırlamaktan ibarettir.

     

    Yazının başında belirttiğim üzere Üryan Hızır Ocağı dedelerinin seceresini anlattıktan sonra Malatya Doğanşehir ve

    Yeşilyurt ilçelerinde bulunan Üryan Hızır Ocağı pirleri ve taliplerinin ilişkileri nasıl ve kimler üzerinde yürümüştür

    sorusuna cevap aramaktır. Koçdere köyü tarihçesinde de son 40 yıl içerisinde her hangi bir cem töreninin yapılmadığı belirtilmektedir. Peki alevi inancına mensup taliplerle pir ilişkisi nasıl olmuştur. Koçdere köyünde pir ve talip ilişkisinin

    çok iyi olduğu söylenemez.  Üryan Hızır Ocağı Dedeleri ile talipleri arasındaki ilişkiler müsahiplik cemi ve lokma cemi

    (dardan indirme) biçiminde sürdürmüşlerdir. Daha sonraları ise taliplerle olan ilişkiler 1990 lı yıllara kadar çıralık

    sistemi üzerinden sürdürülmüştür. Bu yıllardan sonra ise son 25-30 yılda ise herhangi bir iletişim kalmamıştır. Ne

    pirler bir talepte bulunmuş ne de talipler bir araya gelme talebinde bulunmuşlardır. Secereyi açıklamaktaki amacımda

    ocaktan hangi dedelerin Koçdere ile ilgilerinin olduğunu hatırlamaktır. Koçdere ve civar köylerde bilinen dedeler ise

    Keke Hüseyin dedenin torunları Yusuf, Sabri, Hüseyin dedelerdir. Özelikle Yusuf Dede en çok bilinen saz çalan, güzel

    deyişler okuyan dede olarak bölgede tanınmaktadır. Düzenli cemler yürüten Alevi yol erkana gönülden bağlı bir kişi olup

    57 yaşında Hakk'a yürümüştür. Ayrıca Yusuf Dede beli bir süre Asıpınar’da bir arazi satın almış ve yaz aylarında burada kalmıştır. Daha önce köydeki inanç sistemi ile ilgili yazıda belirttiğim üzere bu gün Koçdere köyünde bir arada yaşamanın

    sona ermesi başta Malatya olmak üzere diğer kentlerde köylülerin dağınık yaşaması ile birlikte yol erkan kültürü unutulmuş, kültürel bir yabancılaşma ve de sünnileşme yaşanmaktadır. Bütün bu yabancılaşmanın temel nedeni ise örgütlü toplum olamamaktan kaynaklanmaktadır. Alevi inanç ve kültürüne yabancılaşmada da taliplerin mi yoksa pirlerin mi kusuru var

    onu da okuyucuya bırakmakta yarar var diye düşünüyorum.

    Üryan Hızır ocağı dedelerinin dışında yörede en çok tanınan ise Doğan dededir. Şeker dede olarak bilinen dedenin

    özelliği cebinde şeker taşıması ve her ziyaret ettiği evin bireylerine şeker ikram etmesidir.

    Dedelik ile ilgili son söz ise günümüzde Kurnos’ta yaşayan dede soyundan oldukları bilinen ailedir. Sonradan göç

    yolu ile buraya yerleştikleri bilinmektedir.

    NOT: Bu yazı bir derleme çalışmasıdır. Olur ki bir sürçi lisan olmuşsa başta Üryan Hızır Ocağı Pirleri olmak üzere

    tüm dostlara sevgilerimi iletiyorum.

     

    KAYNAKÇA

    (1) Alaaddin Keykubat. Vikipedi Ansiklopedisi

    (2) Piryolu.com. Üryan Hızır Efsanesi

    (3) Yrd.Doç.Dr. Fevzi Rençber. Adıyaman Yöresi Alevi Ocakları

    (4) Halil Serdar Göçmen.  Suriye Alevi Kürtleri

    (5) Gazi Üniversitesi, Türk Kültürü Ve Araştırma Merkezi, Hacı Bektaş Veli  Araştırma Dergisi, Güz: 2001, Sayı:

    19, Sayfa: 45/85

    (6) Ayhan AYDIN.  Ali BÜYÜKŞAHİN ile Röportaj

     

    Son Güncelleme (Salı, 30 Haziran 2015 19:31)

     

    PostHeaderIconMEHMET ATAŞ

    VEFAT

    Mersin'de ikamet eden köylümüz Mehmet ATAŞ vefat etmiştir.

    Merhuma rahmet, ailesine ve akrabalarına baş sağlığı diliyoruz

    .

     

    PostHeaderIconYıldız IŞIK

    VEFAT

    Seydi IŞIK'ın eşi Yıldız IŞIK 09/06/2015 tarihinde vefat etmiştir.

    Merhumeye Allahtan rahmet, eşi ve çocuklarına baş sağlığı ve sabır diliyoruz.


    Son Güncelleme (Pazar, 28 Haziran 2015 20:58)

     

    PostHeaderIconSultan Yılmaz

    VEFAT

    Köyümüzden  SULTAN YILMAZ 28 Mayıs 2015 Tarihinde vefat etmiştir.Çocuklarına,

    torunlarına, dost ve akrabalarına baş sağlığı diliyoruz.

    .

    Son Güncelleme (Çarşamba, 10 Haziran 2015 05:13)

     

    PostHeaderIconVEFAT

    AYŞE SİĞERGÖK 23/05/2015 TARİHİNDE VEFAT ETMİŞTİR.

    ÇOCUKLARINA VE TORUNLARINA BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ.

     

     

    PostHeaderIconPİRA ZENE

     

    ANILAR – I (PİRA ZENIK)

    Babamın annesi, babam 5 yaşında, halam Zenav 7 yaşında ve amcam Ali 3 yaşında iken verem hastalığından ölmüş. Tahminen 30 lu yaşlarda ölmüş. Meyrik a Mıste’nın diğer bütün kardeşleri de genç yaşta aynı hastalıktan ölmüş. Babamın üvey annesi Fate bilinen adı (xaçiye) haçuvalı ise ben beş yaşında iken vefat etti. Hatırladığım kadarı ile beyaz tenli, büyük bir kofisi olan beline acem kuşağı saran iri bir kadındı. Evde yatalak yatıyordu. Çok rahatsız olmalı ki sürekli iki kişinin yatakta oturur vaziyete getirip tutmasını istiyordu. Beni uzaktan seviyordu. Evin en küçük bireyi idim. Beni uzaktan sevmesinin nedeni ise hasta olduğu için ona yaklaşmamam gerektiği tembih ediliyordu. O hasta yatağında yatıyor ben de sobanın önünde oyun oynuyordum. Bir isteği olursa ben odanın kapısını açıp salonda yerel adı ile (hayat)  kim varsa ona sesleniyordum. Mevsim bahar  tahminen mart ayı gibi idi artık karlar erimişti ama soğuk olmasın diye kapılar kapalı tutuluyordu. Şimdiki evin yerinde olan eski evde oturuyorduk. Bir de dedemin eski evi vardı, aşağı ev olarak tabir ediliyordu. Bir gözü ahır, bir gözü kadin (samanlık) önde de kocaman bir salon hol vardı. Evin salonunda kış aylarında hayvan yemleri ot, kenger (kereng), çağşır (kurkor) doğranırdı. Yaz aylarında da bu salon kalaycı, çulcu gibi kişiler tarafından kullanılırdı.  Nenem Fate,  (haçuvalı) 2014 yılında öğrendiğim bir diğer adı(cunık haçuva köylüleri de ona bu lakapla hitap ediyorlarmış) bana anneni çağır dedi. Annemi çağırmak için odanın kapısını açtım annem salonda hamur yoğuruyordu. Ancak bu hamur öyle kek hamuru değil 8-10 kişiye bir iki gün yetecek kadar sac ekmeği hamuru idi. Her zaman olduğu gibi anneme kapıdan seslenmek yerine yanına gidip kulağına fısıldadım nenem seni çağırıyor diye. Annem de git de ki; “annem aşağı eve gitmiş yok de” diye söylememi istedi. Bende odanın kapısını açtım nene annem yok aşağı eve gitmiş dedim. Nenem Fate bunun üzerine çok sinirli ve sesinin çıktığı kadarı ile bağırarak ne annen olaydı ne de aşağı ev olaydı diye söylenmeye başladı(na diya te be na ji xaniye jeri be). Hamur yoğurma işi bitince annem içeri girdi ve kızgın bir ses tonu ile ne beddua ediyorsun diye kızınca kule bıre (yara götüresice) bunalıyorum duramıyorum dedi. Bana da dönüp (kule bıro) yara götüresice niye annenin burada olduğunu  söylemedin diye kızdı. Bunun üzerine annem iyice kızdı küçük çocuğa niye beddua ediyorsun diye. Bir kaç gün sonra halam Zenav geldi dut pestil getirmişti ve tadı çok hoşuma gitmişti. Halamın geliş nedeni nenemin hastalığının ağırlaşmış olması gerek.  Bu ara bir gece bizi uyandırdılar ve evin hundır (zahirelik) olan odasında yatacağımızı söylediler. Ertesi gün uyandığımda evin çok kalabalık olduğunu gördüm ve nenemim öldüğünü öğrendim. Ölüm kavramı bana yabancı idi. Nenemin ölümünde hatırladığım en önemli husus ise ölümden sonra nenemin Haçuvadaki akrabaları gelmişlerdi. Haçuvanın Mala Alikan obasından. Kalabalık bir kafile olarak gelmişlerdi atları hatırlıyorum. Nasıl ki halamın getirdiği dut pestil hoşuma gittiyse onların da getirdiği kuru siyah üzümden yapılan kompostonun tadı da o kadar hoşuma gitmişti.
    Yukarıdaki girişten sonra en iyi hatırladığım diğer yaşlı kişi ise  Pira Zenık'tı. Evleri dedemin eski evinin bitişiğinde idi. Pira Zenık babamın amcası Mamkar'ın karısı. Mala Seydi ailesindendi. Mamkar ile ilgili çok fazla anım yok, hatırladığım kadarı ile yaşlılıktan kamburu çıkmış  iri yarı bir adamdı. Sabahleyin bizim evin aşağısından geçerek çetin kayalıklardan geçen riya xıli (yıkılan yol) denen yolu onarmaya gidiyor diye söyleniliyordu. Sonraki yıllarda nasıl bir yol yaptığını gördüm. Kayalıkların üzerinde kıvrımlandırılmış sekilerle yapılan bir yol. Bu yol Malyan ile Kulanı birbirine bağlayan yoldur. Ötesi bu yol Eskiköy, Asıpınar, Melekbaşı, Kurnos ile Haçuva, Zeydan, Gözene gibi köyleri birbirine bağlayan patika yoldur. Sonraki yıllarda babam da bu yolun sonundaki Meletderesi üzerinde bir köprü yaptırmıştı. Mamkaro ile ilgili hatırladığım diğer anı ise tamirat yapıyordu. O da bir kış günü ölmüştü. Ölümünde hatırladığım olay ise Mezarı Başında akşam ateş yakılmıştı.

     

    (Resim Tahir AKBUĞA'dan alınmıştır)

    Pira Zenık babamın amcasının karısı olduğu halde babam da ona amojın diye hitap etmez Zene diye ismi ile hitap ederdi. Biz de Pire diye hitap ediyorduk. Ben ilk hatırladığım okkalı tokatı (silleyi) annemden yediklerim hariç Pireden yemiştim. Nedenine gelince; anne sütü emdiğimi hatırlıyorum. Anne sütü benim içim çok önemli bir ödüldü. Benden üç yaş küçük kız kardeşim Gülseren bırakmış ben ise devam ediyordum. Bir gün annem pire ile sohbet ederken yine meme istedim. Annem bende süt yok git pire verin dedi.  Ben de olur mu dedim annem olur dedi.  Pirenin yanına gittim ancak beni tuzağa düşürdü ne sütü deyip temiz bir şamar patlattı. Eşşek kadar olmuş hala meme istiyor diye kızdı. Ben kaçarak soluğu dışarıdan aldım. Bu benim için bir son aynı zamanda iyi bir korku olmuştu. Epey bi yıl Pirenin yakınından hiç geçmedim diyebilirim. Sonra bizim tarlanın alt tarafında bir çeşme ve elma ağacı vardı. Burası Kaniya Seve (elma çeşmesi) olarak bilinir. Biz de oraya gidip gelirdik. Pire bizi gördüğünde "oğul oğul va kure Memud darguşe fılitin çıma riye kaniye seve derin ten" diye söylenirdi. (Bu Mahmut’un çocukları beşikten çıkınca niye elma çeşmesinin yolunda gidip gelirler anlamıyorum). Sonraları onu sevmeye başladım. Yüzü yumuşacıktı, biraz çukur ve öne çıkık bir çenesi vardı.  Genelde sessiz bir kadındı, köyde sesi pek duyulmazdı. 1978 yılında yatılı okulda okurken bayram tatilinde köye gitmiştik. Köye çok acı bir haber ulaştı. Amcam Ali'nin oğlu İmam çok genç yaşta bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Köydeki bizim ailedeki bütün erkekler Derviş, Haci, Babam, Abim Süleyman ve Dayım Haci haberi alır almaz Malatya'ya gittiler. Ertesi gün  Pira Zınık ile Amcasının oğlu Mamude Husin bizim aşağı evin önünde oturmuş sohbet ediyorlardı. Herkeste çok derin bir acı vardı. Mamude Husin (Kulmamud) ile Pire konuşurken; Pire kendi kendisine yapmış, Kulmamud da diyorlar ki araba sürmüş şoförlük senin neyine diye hayıflanıyorlardı. Ertesi günü akşam karanlık çökünce hızlı bir şekilde kapı çaldı. Annem telaşla kim o diye kapıyı açınca dayımın kızı Elif telaşla bibi dedem öldü deyiverdi. Annem hemen kızlarla gitti. Biraz sonra bende çocuk aklı ile dayımlara gittim. Annem niye geldin deyip bana kızdı. O sırada Zene dışarı çıkıp dayımla diyalogları pek iyi olmayan Kulmamud’un yeğenlerine gecenin karanlığını yırtan köyün yukarısındaki kayalardan yankılanan çok yüksek bir sesle "Mamaooo Mamo, Aloooo  Alo Ale Sıydi va caneze keye çıma hun nahatın" (bu cenaze kimin niye gelmiyorsunuz) diye bağırdı. Pireden bu kadar ses olduğunu da o zaman gördüm. Aynı gün yukarı köyde annemin dayısı aynı zamanda babamın Musahibi Ape Hamık (Hamke Use de) vefat etmişti. Sonra Pireyi nasıl hatırlıyorum Pire 65 aylığı alıyordu biz tatillerde köye gidince okula döneceğimiz zaman bize okul harçlığı veriliyordu. Okula döneceğimiz zaman genelde  babamın hali hazırda  parası olmazdı  annem çocuklar okula gidecek harçlıkları yok derdi. Babam da he bir Zene’ye gideyim deyip pireden borç para alırdı bize harçlık vermek için. Bu bile benim pireyi sevmem için iyi bir nedendi. O nedenle hep çok parası olmasını istemişimdir. Benim biraz eski yaşanmış olaylara merakımdan dolayı birgün pireye babamın öz annesi Meyrık a Mıste'yi anlatmasını istemiştim onun çok güzel bir kadın olduğunu onunla iyi anlaştıklarını dedem Sımo'nun ona zulüm ettiğini ve hikayesini uzun uzun anlatmıştı. Meyrıka Mıste nın pireye vasiyeti ise “ben öldükten sonra mezarıma gelip Sımo’nun zulmünü unuttun mu diye seslen” olmuş. Sonra Pire oğlu Haci yukarı köye taşındıktan sonra bir süre oğlu Derviş'in yanında kaldı. Daha sonra da yukarı köye oğlu Haci’nin yanına gitti. Son dönemlerini çok fazla göremedim. Ben Üniversitede iken de vefat etmişti.
    İnsanlar beğenmeseler de sevmeseler de inkar edemeyecekleri geçmişleri ve anıları ile var olurlar. Pirenin torunları tarafından Facebooktaki resmini görünce Magırdiç Margosyan'ın "Söyle Margos Nerelisen"  adlı kitabında anlattığı ve babasının özlemini çektiği Heredan köyü için her seferinde oğluna söyle Margos nerelisen diye sorup aldığı Heredan cevabı ile mutlu olduğu Heredanı düşündüm. Bu gün Koçdere diye bir yer olmasa da orada doğan yüzlerce kişinin oraya ait anılarının olduğunu düşünüyorum.  Bu anı derlemesini de bu düşünce ile paylaştım.

    İbrahim SERENÇELİK 11. 03. 2015 - İstanbul

     

    Son Güncelleme (Cumartesi, 30 Mayıs 2015 07:15)